banner17
Öne Çıkanlar Türkiye Kumar operasyonu kamerada Jandarmadan tarihi eser operasyonu Darıcada toprağa verildi.

Bu haber kez okundu.

Yeni başlayanlar için Çakıcı

Bundan sonra neler olacağı meçhul ama ‘sezon finalinin’ henüz yapılmadığı da malum

Şimdilerde, Alaattin Çakıcı için “organize suç örgütü lideri” deniyor, çok daha eskiden o, “ülkücü mafya lideri” sıfatıyla tanınırdı.

Ülkücü mafya içinde Trabzonlu olmasıyla da biliniyor. Trabzon ilinin Arsin ilçesine bağlı Fındıklı köyünde doğdu. Daha 17 yaşındayken bir İETT görevlisini yaralama olayına karıştı. Kenan Evren darbesi sonrası ‘kariyer basamaklarında’ hızla yükseldi. 1980 sonrasında 41 kişinin ölümü ve çok sayıda kişinin yaralanmasında adı ilk kez geniş kitlelerce duyuldu. Tempo dergisinin haberine göre, 1 Nisan 1984’te, Süleyman Seba’nın başkan seçildiği Beşiktaş Spor Kulübü seçimlerinde salon düzenini sağladı. Bu epey dikkat çekiciydi. Çünkü, şimdilerde, “Beşiktaş’ın efsanevi başkanı” olarak anılan Seba, Milli İstihbarat Teşkilatı’nda (MİT) Komünizmle Mücadele Şubesi’nin önemli bir memuruydu. Çakıcı da MİT’te seviliyordu (!)

KENAN EVREN’İN KURDUĞU EKİPTEYDİ

Darbe sonrası Abdullah Çatlı’ların yanı sıra güçlenen mafya şeflerinden biri oldu. Kenan Evren’in, Cumhurbaşkanlığı döneminde, ASALA’ya karşı görevlendirdiği sabıkalı ülkücülerden biri olduğu iddia edildi. Kutlu Savaş’ın Susurluk Raporu’na göre, 6 Kasım 1983’teki seçimlerden hemen önce Çatlı ve ekibiyle resmi ilişki kurulmuş, devletin bu yasadışı ilişkisi MİT tarafından yürütülmüştü. Çakıcı’nın da bu “görevlendirme” kapsamında, “devlet adına” Lübnan’daki ASALA kamplarının basılmasında yer aldığı iddiası gündeme geldi. “Elbette” Susurluk Davası sırasında, ASALA operasyonlarıyla ilgili iddiaların üzeri “devlet sırrı” denilerek kapatıldı, hatta bu bölümler Susurluk Raporu’ndan çıkarıldı ve davanın görüldüğü mahkemeye gönderilmedi. Ama Kenan Evren bir demecinde, “MİT, Çakıcı’yı kullanmış olabilir. Bazen yararlı olacaksa bu tür adamlar kullanılabilir” dedi.

Alaattin Çakıcı’yı, Devlet Bahçeli’den sonra MİT Dış Operasyonlar eski Daire Başkanı Yavuz Ataç da cezaevinde ziyaret etti.

EKİBİN BAŞINDA YAVUZ ATAÇ VARDI

Susurluk Davası’nda 1998 yılında ifade veren MİT Kontrterör Dairesi eski Başkanı Mehmet Eymür, “İleride önünüze gelir diye söylüyorum, Alaattin Çakıcı’yı da yurtdışı faaliyetlerde kullandık’’ dedi ve şunları söyledi: ‘‘1987’de Tarık Ümit ile Alaattin Çakıcı’yı birlikte yurtdışı faaliyetine yolladık. Fakat planladığımız faaliyet gerçekleşmeyince geri döndüler.’’ Görevin içeriğini “devlet menfaateleri” gereği açıklayamayacağını belirten Eymür, Çakıcı ve ekibinin başında MİT’çi Yavuz Ataç’ın olduğunu söyledi. Eymür, Çakıcı’yı Susurluk çetesinin de kilit isimlerinden olan Korkut Eken’in eğittiğini ifade etti.

 

Burada genişçe bir parantez açalım ve Yavuz Ataç kimdi ona bakalım: Harbiye Askeri Lisesi çıkışlı Ataç, yarbay rütbesiyle MİT’e geçmişti. MİT Dış Operasyonlardan Sorumlu eski Daire Başkan Yardımcılarındandı. Hanefi Avcı’nın Susurluk Komisyonu’na verdiği ifadeye göre, Nurullah Tevfik Ağansoy’u polis tarafından arandığı sırada yurtdışına kaçıran, Alaattin Çakıcı’yı koruyan ve bunların yurtdışına giriş-çıkışlarını organize eden MİT görevlisi Ataç’tı. Ağansoy da 30 Ağustos 1995’te Almanya’da yakalandığında Yavuz Ataç’ın ismini verecekti.

1990’larda “Bursalı işadamı” olarak bilinen Erol Evcil’in banka sahibi olmak için Çakıcı’yla işbirliği yapıp Türkbank ihalesine giren iş insanlarını tehdit ettikleri olaylarda da Ataç’ın ismi geçti.

Sadece iş dünyası da değil, dönemin İnsan Hakları Derneği Başkanı Akın Birdal’a düzenlenen suikast girişimine de Ataç’ın ismi karıştı. Suikastın planlayıcılarından olan Semih Tufan Gülaltay’ın ifadesinde adı geçen Mikail Sarı’nın, Yavuz Ataç’la çok yakın ilişkisi olduğu ileri sürüldü.

Şenkal Atasagun’un MİT Müsteşarlığına gelmesinden sonra, Alaattin Çakıcı ve yeraltı dünyasıyla ilişkileri daha fazla gündeme geldi. İddiaya göre MİT, “Çakıcı ile ilişiğini kes” direktifi vermişti ama Yavuz Ataç, bu direktife uymadı. Çakıcı Fransa’da yakalandığında üzerinden çıkan diplomatik pasaportun MİT’çi Ataç tarafından verildiği öne sürülünce Ataç, 1997’de görevlendirildiği Pekin İdari Ataşeliği’nden alındı ve geri çağrıldı. MİT Müsteşarlığı’na 27 Eylül 1998’de emeklilik dilekçesini vererek emekli oldu.

Yavuz Ataç hakkında “Çakıcı’ya kaç” demek, kırmızı pasaport sağlamak ve çetelere yardım etmekten soruşturma açıldı. Ataç, Türkbank davasında Aydoğan Semizer, Duran Akbulut, Mehmet Emin Cankurtaran ve Atilla Yıldırım ile birlikte “silahlı çeteye üye olmak”, “ihaleye fesat karıştırmak” ve “silahlı çeteye yardım etmek” suçlarından “delil yetersizliği” gerekçe gösterilerek beraat eden isimler arasında.

HER DEFASINDA KURTULDU!

Filmi tekrar geri sarıp 1980’lere dönelim. Adı, 1988’deki kayıp 59 TIR olayına karışan Çakıcı, bir süre Avrupa’da sahte pasaportla kaçak yaşadı. 27 Ocak 1989’da, Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne teslim oldu. Ali Yavuz ile Kaya Portakal’ı yaralamak suçundan tutuklandı ama 16 Mart 1989’da Muğla Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tahliye edildi. İstanbul’da “zorla tahsilat, haraç alma ve pavyon kurşunlama gibi olaylara karıştığı” gerekçesiyle 12 Eylül 1989’da gözaltına alındı ama yine mahkemece serbest bırakıldı. Çakıcı o yıllarda hemen tahliye ediliyor ve hakkındaki suçlamalardan da beraat ediyordu. Örneğin, Mamak Askeri Cezaevi’nde yatan müebbet hapis mahkumu İbrahim Uğurbaşçı’yı öldürmeye azmettirdiği iddiasıyla kardeşi Gençağa Çakıcı’yla birlikte yargılandığı davadan da 5 Ekim 1989’da beraat etti. 5 Mart 1994’te gazeteci Hıncal Uluç’a yapılan saldırının ertesi günü demeç verip “Hıncal Uluç’u ben vurdurdum,” demişti, Çakıcı artık bu kadar rahattı.

Engin Civan

CİVANGATE SKANDALI VE RÜŞVETİN BELGESİ TARTIŞMASI 

Üstelik 1990’lara gelindiğinde Çakıcı artık yavaş yavaş sadece “ülkücü mafya lideri” olmayı geride bırakıyor, “iş adamı mafya lideri” olma yolunda ilerliyordu. Turgut Özal’ın prenslerinden olan Emlak Bank Genel Müdürü Engin Civan’ın, 19 Eylül 1994 vurulmasının başkahramanlarındandı. Civan’ın vurulmasıyla ortaya rüşvet ve kirli ilişkilere dayalı bir yapı ortaya çıkmıştı; bu olaylar Türkiye tarihine “Civangate Skandalı” olarak geçti.

İddiaya göre 5 milyon dolarlık rüşvetini geri alamayan ESKA İnşaat Şirketi’nin patronu Selim Edes, mafyadan yardım istemiş ve Civan’ı vurdurtmuştu. Selim Edes’in o dönem Civan için söylediği, “Rüşvetin belgesi mi olur pezevenk!” sözü literatüre girecek, Türkiye’de dillere pelesenk olacaktı. Engin Civan’ı vuran Davut Yıldız, ”Civan’ı vurmam için Çakıcı bana 28 milyon lira verdi” dedi. Yıldız, Çakıcı’nın damadıydı.

Çakıcı’nın Yaman Törüner ile de ilişkili olduğu, Borsa Başkanlığı döneminde Törüner’in Çakıcı’nın adamları tarafından korunduğu ileri sürüldü.

BÜYÜK ANKARA OTELİ ‘MUAMMASI’

Uğur Mumcu suikastını araştırmak üzere oluşturulan Meclis Araştırma Komisyonu raporuna göre Alaattin Çakıcı’nın, 24 Ocak 1993’te, Uğur Mumcu suikastından hemen önceki iki gün Büyük Ankara Oteli’nin 806 numaralı odasında kaldığı ve suikast günü oteli terk ettiği tespit edildi. Komisyonda ifade veren JİTEM’ci Astsubay Hüseyin Oğuz’un da olayın planlayıcıları arasında Çakıcı’nın ismini vermesi şüphelerin Çakıcı’da toplanmasına neden olmuştu.

Uğur Mumcu, MİT’te içinde Mehmet Eymür ve Nuri Gündeş’in de yer aldığı, 10 yıl önceki bir hesaplaşmayı yazmıştı. İddiaya göre suikast gerekçesi buydu.

Gazeteci Uğur Dündar, 30 Ağustos 1998 tarihinde, köşesinde bu iddiaya ilişkin şunları yazdı: “Gelelim araştırmacı gazeteciliğin önderi Uğur Mumcu’nun ölümünden bir gün önce, Alaattin Çakıcı’nın Ankara’daki Büyük Ankara Oteli’nde kalmış olmasına… Aslında başkentin bu ünlü oteli, Alaattin Çakıcı’yı birçok kez konuk etmişti. Onun Ankara seferleri, Demirel’in başbakanlığında kurulan DYP-SHP koalisyonuyla birlikte yoğunluk kazanmıştı. Çünkü kabinede Çakıcı’nın birçok hemşerisi yer almıştı. Ünlü kabadayı, özellikle Mehmet Ali Yılmaz ve Ömer Barutçu’yu, dost kişiler olarak görüyordu. Hatta Çakıcı, onların bakanlıklarını kutlamak için otele kadar gelmiş ve birlikte yemek yemişlerdi. Hükümetin bakanları henüz resmi konutlara taşınmadıkları için genellikle bu otelde kalmayı tercih ediyorlardı. Bu ziyaretlerin birinde Tansu Çiller ve Çakıcı resepsiyonun önünde karşılaştılar. Ancak tanışmadıklarından, aralarında bir diyalog geçmedi. (…) Çakıcı’yı kamu görevlisiyle, bürokratıyla, yargısıyla ve politikacısıyla bu kokuşmuş sistem yarattı. Şimdi o, yaratıcısından intikam alıyor. Kabadayıyı efsaneleştirenler, fena halde korkuyor. Ayakları yere basmayan iddialar ise efsaneyi büyütmekten başka bir işe yaramıyor.”

ESKİ KARISINI ÖLDÜRTTÜ

Çakıcı, Mumcu suikast nedeniyle soruşturma geçirmedi ama artık o kadar açıktan hareket ediyordu ki eski karısı Uğur Çakıcı, 21 Ocak 1995’te, Uludağ’da oğlu Onur Özbizerdik’in gözü önünde öldürüldüğünde, herkes failin Çakıcı olduğunu biliyordu. Nitekim, 20 Ocak 1995’te Uludağ Kervansaray Oteli’nin lobisinde Uğur Kılıç’ı vuran tetikçi Abdurrahman Keskin, Alaattin Çakıcı’dan 50 milyon lira alarak bu işi yaptığını ilk ifadesinde söylemişti. Sonra bu ifadeyi reddedecekti.

Uğur Çakıcı, çete liderlerine “kabadayı” denilen dönemlerde yeraltı dünyasına giren, ünlü kabadayı Dündar Kılıç’ın kızıydı. 1953 Sürmene doğumlu Dündar Kılıç, ilk sabıkasını boksör Ercü’yü “delik deşik ettiği” için almış, cezaevinden çıktıktan sonra Ankara’ya gitmiş, 3 cinayet ve 35 yaralama olayına karışmış, 15 Ağustos 1972’de Diyarbakır ve Siirt İlleri Sıkıyönetim Komutanlığı tarafından THKO’lu (Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu) Atilla Keskin’e “yataklık yapmaktan” yakalanmıştı. 1980’de, “silah ve mermi kaçakçılığı” yaptığı gerekçesiyle, 1984’te ise Behçet Cantürk ve Abuzer Uğurlu ile birlikte çeşitli suçlamalardan gözaltına alındı. Dündar Kılıç, sola ve Kürtlere yakın bir kabadayıydı, onun raconu da buydu. Dündar Kılıç’ın kabarık suç dosyası arasında “kafa atmak suretiyle adam yaralama” da bulunuyordu. ‘Kabadayılar’ gerekirse “çıplak elle” de savaşıyordu ama 1990’ların “iş adamı mafya babası” icat olunmuş, eskilerin “mertlik” (!) dediği raconlar unutulmuştu.

Dündar Kılıç ve eski damadı Çakıcı’nın arası da zaten para meselesinden bozuldu. 1990’lara gelindiğinde Turgut Özal’ın eşi Semra Özal, Engin Civan ve Selim Edes arasındaki anlaşmazlığı çözmesini Dündar Kılıç’tan da ‘rica’ etmişti. İşte, bu olayda Dündar Kılıç, Çakıcı ile karşı karşıya geldi. Sonuçta kızı Uğur Çakıcı, Alaattin Çakıcı’nın adamları tarafından öldürüldü.

1990’larda Çakıcı, “iş adamı mafya lideri” imajını üzerine giymişti. Diğer çete liderlerinden kılık ve kıyafetiyle de ayrılıyordu. Yatta geziyor, viskisini içerken talimatlarını veriyordu. Tehdit edilenler, zora koşulanlar da Türkiye’nin bilinen iş adamlarıydı.

Çakıcı’nın adamları, 30 Mayıs 1995’te Cankurtaran Holding başkanı Emin Cankurtaran’ı silahla yaraladı. Cankurtaran vurulmasıyla ilgili o günlerde, “Vurulma olayında bir yanlışlık var, Alaattin Çakıcı benden bir tek lira istemedi. Ayrıca ben Çakıcı’yla görüşürüm ve kendisini severim” dedi. Sonradan bu olayın Türkbank ihalesiyle ilgili olduğu ortaya çıkacaktı.

Cankurtaran’ın vurulmasında yer alan tetikçilerden Recep Çiçek, daha sonra Tevfik Ağansoy’un vurulması olayına karıştı ve o sırasında öldürüldü. Çakıcı 1998’de Fransa’nın Nice kentinde yakalandıktan sonra bir dönem Çakıcı’nın bir dönem sağ kolu olarak bilinen, işadamı Emin Cankurtaran’ın vurulması emirini verdiği için yargılanan Şenol Turan ise şirketinin bürosunda kafasına beş el ateş edilerek öldürüldü. Turan’ın son yıllarda Çakıcı ile arasının açıldığı biliniyordu. Cinayetten sonra Kanal D’yi arayan ve kod adının “Haydar” olduğunu öne süren bir kişi, Şenol Turan’ı Çakıcı ve devlet aleyhine konuştuğu, Tevfik Ağansoy’u öldüren Adnan Çiçek’i ihbar ettiği için cezalandırdıklarını ileri sürdü.

TEVFİK AĞANSOY’UN İTİRAFLARI

Yine bir parantez açalım: Tevfik Ağansoy da diğerleri gibi ülkücüydü. 1980 öncesinde adı aralarında Profesör Ümit Doğanay cinayetinin de bulunduğu 13 cinayete karıştı. İtiraflarında, MHP İl Başkanı Recep Öztürk döneminde Marksist öğretim üyelerinin fişlendiğini ve bunlardan Cavit Orhan Tütengil, Ümit Yaşar Doğanay ve Bedri Karafakioğlu’nun öldürüldüğünü söyledi.

Emlak Bankası eski Genel Müdürü Engin Civan’ın, 19 Eylül 1994’te vurulmasına Çakıcı’yla birlikte karıştıktan Ağansoy sonra yurtdışına kaçtı. MİT Dış Operasyonlar Daire Başkanı Yavuz Ataç’ın ekibindeki ülkücülerden olduğu ileri sürüldü. Polis tarafından aranırken Ankara-Esenboğa Havalimanı’nda Yavuz Ataç tarafından uçağa bindirildi. Cebinde MİT’in pasaportçusu Timur Hanoğlu tarafından hazırlanmış pasaport vardı. Almanya’nın Neuhaus sınır kapısında 30 Ağustos 1995’te yakalandı, verdiği ifadede MİT’le ilişkilerini ve bazı operasyonları anlattı. Yavuz Ataç tarafından korunduğunu anlattı.

İtirafları sebebiyle Çakıcı’yla arası bozuldu, dava sürerken Çakıcı’nın adamı Fatih Bayata tarafından İstanbul Adliyesi’nde düzenlenen başarısız bir suikast girişiminden kurtuldu. 28 Ağustos 1996’da Bebek’teki Deniz Taksi adlı Cafe’de uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürüldü. Çakıcı’nın 1998 yılında Fransa’da Selçuk Ural’ın kızıyla birlikte yakalanmasından sonra, o gün Deniz Taksi’de bulunan Selçuk Ural’ın Ağansoy’un yerini Çakıcı’ya bildiren isim olduğu ileri sürüldü. Öldürüldüğü tarihte askerde olması gerekirken itirafçılık yasasından yararlandığı için serbestçe dolaşıyordu, yanında Başbakan Tansu Çiller’in resmi korumaları olan polis memurlarının bulunması da dikkat çekmişti.

Ağansoy cinayetinden dolayı Çakıcı’nın adamları olan Adnan Çiçek, Kenan Ali Gürsel “cinayeti tasarladıkları” için, Ferdi Heybet, Hasan Taşkın, Aydın Göker, Yener Üçüncü “olayda silah kullanan isimler oldukları” için yargılandı. Alaattin Çakıcı, Kâmil Özkılıç ve Ahmet Atlılar davanın gıyabi sanıklarıydı. Öldürüldüğü gün Ağansoy’un yanında bulunan Çiller’in koruma polislerinden Ferda Temel ve Ağansoy’un adamlarından Burak Çalışkan ve Ramazan Vurmaz da aynı davada, “kasten adam öldürmek” suçlamasıyla yargılandı.

SERMAYE VE İŞ DÜNYASINDAN SORUMLU

3 Kasım 1996. Susurluk’ta meydana gelen kaza devlet-mafya çeteleşmesini açığa çıkaran bir tarih oldu. Pek çok olay, “devlet sırrı” olarak saklanırken pek çok ilişki de çorap söküğü gibi çözülmeye ve ortaya çıkmaya başladı.

Örneğin, Susurluk Komisyonu’na ifade veren Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkan Yardımcısı Hanefi Avcı, Alaattin Çakıcı’nın MİT’in adamı olduğunu söyledi. Çakıcı’nın adı Susurluk döneminde sıklıkla gündeme geliyordu. Ancak, Çakıcı’nın ismi tam olarak Susurluk çetesi üyeleri gibi anılmıyordu. Susurluk davasında adı geçen isimler daha çok devletin Kürtlere yönelik operasyonlarında yer almışlardı, bu arada tahsilat gibi ufak tefek “işler”, uyuşturucu kaçakçılığı gibi yüklü miktarlarda kaçakçılıklar da yapıyorlardı.

Çakıcı ise onlardan daha farklı olarak konumlanmıştı. O iş dünyasının haracını kesiyor, sermayeyi derin yapılara göre “hızaya sokuyordu” Çakıcı’nın Susurluk kazasından birkaç yıl sonra patlak veren banka soruşturmalarında adının daha çok anılması tesadüf değildi.

Çakıcı, Türk Ticaret Bankası’nın Erol Evcil’e satışı için Özer Uçuran Çiller’in, 20 milyon dolar komisyon istediğini söyledi.

Çakıcı, Susurluk kazasından yaklaşık altı ay sonra, 1 Mayıs 1997’de, Flash TV’de canlı yayına telefonla katıldı. Burada anlattıkları içinde bulunduğu işleri de ilişkileri de açıklıyordu. Çakıcı, Türk Ticaret Bankası’nın Erol Evcil’e satışı için Özer Uçuran Çiller’in, 20 milyon dolar komisyon istediğini söyledi. Adil Öngen’in yeşil pasaportla Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı kimlikleri kullandığını, Özer Çiller’in bankalar konusundaki danışmanı olduğunu, Mehmet Eymür’ün MİT’e dönüşünü sağladığını ve dört MİT mensubu tarafından korunduğunu ileri sürdü. Çakıcı, Kanal 6’nın satışı için Erol Evcil, Ufuk Söylemez ve Ahmet Özal’ın bir araya gelerek konuştuğunu, bunun üzerine kendisinin devreye girerek Mehmet Kocabaş aracılığıyla Mehmet Kurt ve Ahmet Özal’ı bir araya getirdiğini anlattı.

SES KAYITLARI HÜKÜMET DÜŞÜRDÜ

Neyse çekirge bi sıçramış, iki sıçramış sonunda Cote D’Azur’da yakalanmıştı. Çakıcı, 17 Ağustos 1998’de, Fransız polisinin düzenlediği bir operasyon sonucunda Nice’de bir otelde, Muradi Güler ve Selçuk Ural’ın kızı Aslı Ural’la birlikte yakalandı. Yakalandıktan sonra ortaya çıkan telefon görüşmeleri, Korkmaz Yiğit tarafından satın alınan Türkbank ihalesinin durdurulmasına, ANAP’lı bakan Eyüp Aşık’ın bakanlıktan ve milletvekilliğinden istifasına ve 56. hükümetin düşmesine sebep oldu. Çakıcı’nın telefon kayıtlarında Mehmet Ağar’dan sıklıkla söz ediliyordu.

Akşener, Çakıcı’ya kaçması yönünde telefon irtibatı kurduğu ile ilgili olarak o dönem “Ona kaç demek bana fayda sağlamaz” demişti.

Ses kasetlerinde Meral Akşener’in de Çakıcı’ya kaçması için uyarıda bulunduğundan söz ediliyordu. Alaattin Çakıcı’nın bir ses bandında, ‘‘Kaçmam için eniştemle haber gönderdi’’ dediği, dönemin DYP Genel Başkan Yardımcısı Meral Akşener, hakkındaki suçlamaların tümünü reddetti. Olayın bir tertip olduğunu iddia eden Akşener, ‘‘Ben Alaattin Çakıcı’yı şahsen tanımam. Kocaeli’de bir halası ve eniştesi var mı, yok mu bilemem. Hâlâ da bilmiyorum’’ dedi. Akşener, DYP Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında sert bir üslupla konuşarak, medyayı siyasi tercihlerden yana olmakla suçladı. Kasette Çakıcı ile görüşen kişinin kim olduğunun açıklanmasını isteyen Akşener, ‘‘Uğur Dündar’ın sipariş üzerine hazırladığı kaset yüzünden benim kellem istenecek öyle mi? Burada bir gazeteci-mafya işbirliği söz konusudur’’ iddiasında bulundu. Çakıcı’nın Flash TV’de, Genel Başkanı Tansu Çiller’e küfür ettiğini hatırlatan Akşener, ‘‘Ona ‘kaç’ demek bana fayda sağlamaz. Aksine onu yakalatmak bana devlet adamlığı prestiji sağlar. Ben hâlâ sözümün arkasındayım. Yazılı, sözlü, imzalı belge getirin değil milletvekilliğini, siyasi hayatımı bitiririm. Ben bu işin peşini bırakmayacağım. Bu olayla, Eyüp Aşık ve Çakıcı ilişkisi gölgelenmek isteniyor’’ dedi.

Alaattin Çakıcı ve Erol Evcil’in telefon konuşmasının yer aldığı kasette ise Türkbank davasının satışı sırasında yaşananların detayları yer alıyordu. Türkbank Davası’nda dinlenen müteahhit Yüksel Çağlar, Alaattin Çakıcı’nın hemşerisi ve arkadaşı olduğunu belirterek Çakıcı’nın Türk Ticaret Bankası ihalesinden 10 gün sonra aradığını ve ihaleyi kim kazanırsa ondan para alacağını söylediğini anlattı.

Çakıcı’nın suç dosyasında hepsi de “MİT ile çalıştığı dönemde” olmak üzere adam yaralama, tehdit, öldürmeye azmettirme, haraç alma gibi tam 35 ayrı olay yer aldı. 1985’ten 1998’e kadar hakkında 13 kez yakalama kararı çıkarılmıştı. İnterpol tarafından kırmızı bültenle aranan Çakıcı’nın Atilla Yılmazer, Atilla Vural ve Nuri Ayyıldız (yeşil pasaport) adına düzenlenmiş sahte pasaportlar kullandığı belirtildi. Çakıcı’nın üzerinde ayrıca Turizm Müşaviri Nedim N. Acar adına düzenlenmiş 1896/97 seri numaralı 24 Ekim 1997’de düzenlenmiş gerçek bir diplomatik pasaport çıktı.

Organize suç örgütünü kurup yönetmek suçlamasıyla, 14 yıl 9 ay ceza alan Çakıcı, 2006’da eski eşi Uğur Kılıç’ın 1995 yılında öldürülmesi nedeniyle de 19 yıl 2 ay hapis cezası aldı.

Ergin Kardeşler

ERGİN KARDEŞLERLE MEKTUP DALAŞI

2000’lerin başında pek çok mafya liderinin tutuklu bulunduğu Kartal Özel Tip Kapalı Cezaevi, patlamaya hazır bomba gibiydi. Kısa bir süre öncesine kadar aynı koğuşta kalmak isteyen Alaattin Çakıcı ile Karagümrük çetesinin lideri Nuri Ergin arasındaki gerilim, 2000 yılının Mart ayı başında Nuri Ergin’in Erol Evcil’den haraç istemesi sonucu patlak verdi. Cezaevinde “racon kesen” Nuri Ergin’in Erol Evcil’e, “Haraç ver yoksa seni yaşatmayız” yazılı tehdit pusulası gönderdiği ileri sürüldü. Evcil’in yakın dostu olan Alaattin Çakıcı’nınsa buna karşılık, bir görüş sırasında Ergin’e ‘‘Bu cezaevinde ikimizden birisi fazla. Ya sen gidersin ya ben’’ diye bağırdığı iddia edildi. Ergin’in sinir krizi geçirdiği ve oturduğu sandalyeyi fırlatarak görüşme odasındaki güvenlik kamerasını kırdığı anlatıldı. Sonrasında Çakıcı ile Nuri Ergin arasında cezaevinde başlayan mektup kavgası, dışarıda da kahvehane baskınlarına vardı. Her iki çetenin adamları Zeytinburnu, Gültepe ve Karagümrük’te karşılıklı birbirlerinin kahvehanelerini taradı, bu olaylar nedeniyle de Çakıcı ve Ergin kardeşler yargılandı. Çakıcı ve Nuri Ergin kavgası o gün bugündür devam ediyor.

ERDOĞAN’A YAZILAN MEKTUPLAR

Çakıcı gibi ilişkileri güçlü ve sicili kabarık bir mafya liderinin cezaevinde de sessiz kalması mümkün değildi. Bu kez hedefinde AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan vardı. Erdoğan’ın, AKP ile MHP’nin oluşturduğu Cumhur İttifakı’nın adayı olarak girdiği 24 Haziran 2018’deki seçimleri kazanmasının ardından Çakıcı, cezaevinden bir mektup yazarak Erdoğan’a seslendi. Çakıcı, Erdoğan’ın balkon konuşmasında ona destek veren Bahçeli’yi anmamasına bozulmuştu ve şunları yazdı:

“Devletin sahibi sen değilsin!.. Unutma! Sen yolcusun, Ülkücüler ve Türk Milliyetçileri, her etnik mozaiğe mensup vatan sevdalıları da hancılardır! Annene, babana dua ettiğin gibi sayın Bahçeli’ye ve onun yol arkadaşlarına da dua et. Elinden ne gelirse de bana istediğini yapabilirsin…Sokak çocuğu, sokak çetesi olmadığımı da o beyninin derinliklerine sok.”

Mektup, MHP’ye yakınlığıyla bilinen Bengütürk kanalının internet sitesinde haberleştirilerek duyuruldu.

AKP ile MHP’nin seçim öncesi ittifak kurduğu döneme denk gelen bir dönemde, 12 Mayıs 2018’de, MHP lideri Devlet Bahçeli’nin yaptığı açıklama ise Çakıcı’nın salıverilmesine giden yolda önemli bir aşamaydı. Bahçeli, Twitter hesabından genel af çağrısı yapmış, Alaattin Çakıcı’nın da adını vererek “Kader kurbanlarının sahipsiz olduğunu mu düşünüyorlar?” yazmış ve şöyle devam etmişti: “Ülkü ve ülke sevdalısı olan, davalarının gözü kara yiğitleri olarak bilinen mesela Alaattin Çakıcı, mesela Kürşat Yılmaz, 100 bin ülkücünün imzasıyla aday gösterilseydi, bu kahramanlarımız için de cezaevinden çıkarılmaları için bir kampanya yapılacak mıydı? Kaderlerinin kurbanı olmuş mağdurlarla ilgili lehlerinde hukuki ve ahlaki bir düzenleme yapılması, onların aydınlığa kavuşturulmaları tez elden sağlanmalıdır.”

Bu paylaşımdan bir hafta sonra, Çakıcı cezaevinde sağlık sorunları yaşadı ve Kırıkkale Yüksek İhtisas Hastanesi’nde tedaviye alındı. Bunun üzerinde Bahçeli, Çakıcı’yı Kırıkkale’deki hastanede ziyaret etti ve “Rahatsızlığı nedeniyle önemli sıkıntılar çekmeye başlamış bir şahsı cezaevinde mahkum tutacaksın. Bunu hiç dikkate almadan mafya diyeceksin. Yetki bende olsa şimdiye kullanmıştım” diyerek Çakıcı’nın cezaevinde olmasını eleştirdi. Ziyaret, MHP’nin resmi Twitter hesabından duyuruldu.

Bu ziyaretten sonra Çakıcı, Erdoğan’a yazdığı mektup bir “uzlaşma” olarak yorumlandı. Çakıcı, “Sayın Cumhurbaşkanım beni sevmiyorsunuz, ben de sizi sevmiyorum” diye başladığı mektubuna şöyle devam etmişti: “Kimseden rica dilemedim ömrümde, şu an kendi adıma hiçbir türlü af istemiyorum, çıkardığınız afta ‘Alaattin Çakıcı muaftır’ ibaresini yasal olarak ekleyiniz.”

Sonuç olarak hiç hesapta olmayan bir şey oldu. Tüm dünyada hızla yayılan korona virüsü salgını sebebiyle çıkarılan İnfaz Yasası kapsamında Çakıcı da pek çok hükümlü gibi salıverildi.

Aynı günlerde yakın arkadaşı Erol Evcil de tahliye edildi. “Eskiler” dışarıda toparlanırken, tüm bu yıllar boyunca Erdoğan’a destek veren, barış akademisyenlerinin “kanlarıyla duş alacağını” söyleyen Sedat Peker yurtdışına kaçtı.

Bundan sonra neler olacağı meçhul ama ‘sezon finalinin’ henüz yapılmadığı da malum.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

orjinal lida hapı içeriği

izmir escort izmir escort izmir escort